Her
insan, hayatının bir döneminde mutlaka uzaya ve dünya dışı varlıklara
ilgi duymuştur. Eskiden, insanların bu konularda yeterince araştırma yapabilme
imkânı yokken, günümüzde her türlü konuyu araştırabiliyor ve en azından çeşitli
tatmin edici bilgilere ulaşılabiliyor. Ancak ne kadar araştırma yapılırsa
yapılsın özellikle uzay hakkındaki konular hala ilgi çekmeye, gizemini ve
enteresanlıklarını korumaya devam ediyorlar.
![]() |
| Uzaydan Gelen Sesler |
Televizyonlarda izlediğimiz
UFO görüntülerini hayretler içinde izlesek de, bunun yanında uzaydan gelen
sesler de yıllardan beri insanların ilgisini çekmekte. Uzaydan gelen
sesler tabi ki bizim dünya da duyduğumuz sesler gibi değil. Çünkü uzaydan
dünyaya direk olarak ses gelebilmesi mümkün değil. Bunun sebebi de uzayda
sesin iletilebileceği ortamın mevcut olmaması.
1950’lerin ortalarından
itibaren uzaya çeşitli uydular gönderilmeye başlandı. Bu uydular genellikle
iletişim alanında kullanılması amaçlanan uydulardı. 80’lerden itibaren
Avrupa’da kullanılmaya başlanan uydu antenleri, bu uydulardan gönderilen
televizyon yayın sinyallerini alıyordu. Sovyetler Birliği en başından beri, bu
uyduları nasıl daha verimli kullanabilecekleri konusunda çalışmalar yapıyordu. 1957’de
uzaya gönderilen Sputnik 2 uydusuna, sonraki seferde ek bir modül
yerleştirerek uydunun, uzaydaki titreşimleri algılama ve ölçebilmesine
olanak sağlandı. Aslında bunun yapılmasının asıl amacı, güneşteki patlamaların
yarattıkları titreşimlerin şiddetini ölçebilmekti. Çünkü o tarihlerde bu
patlamaların büyüklüklerinin tahmin edilmesi mümkün değildi.
Sputnik 2 üzerine
yerleştirilen bu titreşim algılayıcılar o kadar hassastı ki, cihaz üzerindeki
milimetrik oynamalar bu patlamaların yarattığı titreşimlerin net bir şekilde
algılanmasını engelliyordu. Kayda alınan titreşim verileri dünyaya
gönderiliyordu. Ama bunlar ses değildi, sadece titreşim dalgalarıydı. Bu
titreşim dalgalarını bir şekilde ses dalgalarına çevirmek gerekiyordu.
Sovyetler, bunu da çoktan düşünmüşlerdi. Bu titreşimleri ses dalgalarına
çevirmekte çok zorlanmadılar. Ortaya çıkan patlama sesleri muazzamdı. Bu,
aynı zamanda uzaydan alınan ilk ses örnekleriydi.
Sovyetler bununla
yetinmedi. Sputnik 2 o kadar hassastı ki, birkaç defa tamamen şans eseri garip
titreşim dalgaları algıladı. Ancak bu dalgaların nereden ve nasıl
kaydedildikleri bir süre anlaşılamadı. Güneş patlamalarının dışındaki bu
titreşimlerin varlıkları keşfedildi ancak hep beklenmedik anlarda ortaya
çıktıkları için kaydedilemiyorlardı. Çünkü, Sputnik 2’nin üzerindeki alıcı
sürekli çalışmaya elverişli değildi. Üçüncü bir güncelleştirme ile cihazın
sürekli çalışması sağlandı. Artık her an titreşimler kaydedilebilecekti.
![]() |
| Uzaydan Gelen Sesler |
Sputnik 2, artık yılın
belli dönemlerinde çeşitli titreşimler yakalamaya başlamıştı. Bu titreşimlerin
kimisi 2 saat, kimisi daha fazla sürdükten sonra yavaş yavaş son bulmaktaydı.
Uzmanlar bu titreşimleri ses dalgalarına çevirdiklerinde ortaya
gerçekten ilginç, adeta bir müzik kutusundan çalan bir melodiye benzeyen
seslerle karşılaştılar. Seslerin bir devamlılığı vardı ve 2 saatten sonra yavaş
yavaş azalarak kesiliyordu. Bu durum uzmanların aklına hemen bunun, uydunun
yakınlarından geçen bir uzay aracının yarattığı titreşimler olabileceğini
getirdi. Ancak bunu uydu başka şekillerde de kaydedebilirdi. Oysaki elde olan
veri sadece bir titreşimdi.
Bunu çözmek çok fazla zaman
almadı. Kısa bir araştırmadan sonra Sputnik 2’nin dünyaya yaklaşan
gezegenlerin yarattığı titreşimleri kaydettiği anlaşıldı. Seslerin
kaydedildiği tarihlerde gezegenlerin pozisyonları araştırıldığında bu seslerden
bir tanesinin Mars’a, diğerinin ise Satürn’e ait sesler olduğu kanısına
varıldı. Peki, bu gezenler kendi yörüngelerinde ilerlerken bir titreşim mi
yayıyorlardı? Aslında tam anlamıyla öyle değil. Titreşimler gezegenlerin güneş
etrafında döndükleri için değil, tamamen kendi etraflarından dönerken yarattıkları
titreşim dalgalarıydı ve Sputnik 2, bu dalgaları kaydediyordu. Bu
dalgaların kimisi 2 saat boyunca kimisi ise 2 gün boyunca kaydedilebiliyordu.
Bu, tamamen gezegenlerin dünyanın ne kadar yakınından ne kadar hızlı ya da
yavaş geçtikleriyle alakalıydı.
Sonraki yıllarda hemen
hemen her gezegenin kendi ekseni etrafında dönerken yarattığı titreşimler
kaydedildi. Hatta, uzaya gönderilen farklı teknolojilere sahip uydular aynı
gezegenden gelen farklı titreşimler kaydettiler. Günümüzde bu seslere pek çok
internet sitesine ulaşmak mevcut.
Ünlü WOW Sinyali
Uzaydan gelen seslerle ilgili en önemli olaylardan bir tanesi
de 1977 yılında kaydedilen “WOW Sinyali”dir. 72 saniye boyunca uzaydan
gelen bu sinyal, aradan 30 yıl geçmesine rağmen hala gizemini korumaktadır. Dr.
Jerry Ehman tarafından keşfedilen bu sinyalin adı Ehman’ın bu sinyali duyduktan
sonra sinyal verilerini içeren kâğıdın üzerine İngilizce’de hayret ifadesi olan
“WOW” yazması sonucu konulmuştur.
![]() |
| Uzaydan Gelen Sesler |
WOW Sinyali ile ilgili çok çeşitli teoriler ortaya
atılmıştır. Kimi bilim adamları dünyadan gönderilen bir sesin uzaydan geri
yansıması olduğunu söyleseler de, bunun mümkün olabilmesi için uzaydaki
yansıtıcının gerçekçi olmayan özelliklere sahip olması gerekiyordu. Bu ses
dalgası hiçbir şekilde bir daha yakalanamadı. Hatta, 30 yıl içinde uzay
teknolojisinin ilerlemesi dahi bunu mümkün kılamadı. Bu konu üzerine düşen
çeşitli insanlar, bir sürü teoriler ürettiler. Kimisi, bu ses dalgalarını
hızlandırıp yavaşlatarak çeşitli anlamlar çıkarmaya çalıştılar. Bir kişi,
bu ses dalgalarını hızlı dinleyince ortaya bir polis telsizi konuşması
çıktığını bile söyledi. Ama bu sadece bir kulak yanılmasından ibaretti çünkü
bunu iddia eden kişi metinle bunu desteklediği için metni okuyan insanın beyni
ister istemez bu seslerin metinde yazılanlar olduğuna ikna oluyordu. Ancak
metini okumadan dinleyenler hiçbir şekilde bir şey anlamıyorlardı.
İnsanlar yıllardan beri uzayın
sesleriyle bir şekilde uğraşmaya devam ediyorlar. Uzaydan gelen
görüntülerin gerçekçiliği tartışılabilir ancak uzaydan gelen seslerin
gerçekliğini tartışmak, bilim insanlarının elindeki kesin veriler sebebiyle
mümkün değil.





0 Yorumlar